3.6.2020  

Anasayfa » Atı Alan Üsküdar'ı Geçti Mi?


    Atı Alan Üsküdar'ı Geçti Mi?


    Bir önceki yazımızda muhasebeci ve mali müşavir dostlarımızı uyarmış ve Zaman Uyku Zamanı Değil  demiştik. 


    Bir önceki yazımızda muhasebeci ve mali müşavir dostlarımızı uyarmış ve Zaman Uyku Zamanı Değil[i] demiştik. 6728 sayılı yasa hazırlıklarının yapıldığı dönemde üyesi bulunduğum Meslekte Birlik Grubu için kaleme aldığım bir haberde[ii] gelecek tehlikeyi hatırlatmış ve kanun daha çıkmadan müdahale edelim demiştim. Ama atı alan Üsküdar’ı geçti ve kanun çıktı. Biz yazıyı kaleme aldığımız tarihte kanun meclisten geçmiş ama Cumhurbaşkanınca onanmamıştı. Yayınlandığı tarihte ise cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak yürürlüğe giren kanun biz muhasebeci ve mali müşavirleri büyük bir yük altına soktu.

    Doğruyu söylemek gerekirse konuyu birkaç yazı ile SGK Denetmeni Bünyamin Esen[iii] gündeme getirdi. Gerçi tüm bürokratların yaptığı gibi konuyu kamu lehine yorumladı ve bize göre ortaya vahim bir tablo koydu. Bu vahim tablo bile meslektaşlarımızı henüz yeterince uyarmış değil. 100 bin kişilik meslek camiası henüz olayın vahametini tam anlamıyla kavramış değil. Oysa tehlike büyük şimdiden bir tedbir alınmazsa üzerimize karabasan gibi gelen bir tehlike bizleri tam anlamıyla yerle bir edebilir.

    Yapılan düzenleme ile yeni bir sözleşmeden bahsediliyor. Doğrusu bizler müşterilerimize ait şifrelerle onlar adına sosyal sigorta işlemlerini yapıyoruz. Müşterilerimiz ile yaptığımız hizmet sözleşmesi gereğince onların vergi ve sigortaya müteallik işlemlerini takip ediyor, onların hem defterlerini yazıyoruz hem de beyanname ve bildirgelerini veriyoruz. İşverenlerin %99’u bu işlemlerin bizzat bizim takip etmemizi istiyor. Belki % 1’lik bir kesim bu şifre ile kendi işini takip ediyor olabilir. Bu böyle iken hangi amaçla özel bir sözleşme isteniyor anlayabilmiş değiliz. Bizler müşterilerimizin maliye ile ilgili işlemlerini e-beyannamede takip ediyoruz. Müşterilerimiz ile yaptığımız bir sözleşme sisteme girilerek her türlü beyan ve düzeltme işlemleri yapılabiliyor.

    SGK ile de aynı sözleşme yapılarak onlar adına iş ve işlemler yapılabilir. Hazırlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği Taslağı ile bu sözleşmenin içeriği de belirtilerek bunun noterden yapılması şartı getirilmiş. Yıllardır iş ve işlemlerini yaptığımız müşteriler ile noter karşısında yeni bir sözleşme hem zaman hem de ek maliyet demek. Ayrıca bunu müşterilerimize de anlatmamız ve izah etmemiz mümkün değil. Ama amaç zaten bir sözleşme düzenlensin bilgiler meslek mensubu tarafından bildirilsin değil bunu hazırlanan taslaktan öğreniyoruz. Taslağa göre “Yazılı sözleşme ile yetki verilmiş serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavirler bu kanuna göre düzenledikleri muhtasar ve prim hizmet beyannamesinde yer alan bilgilerin defter kayıtlarına, muhtasar ve prim hizmet beyannamesinin düzenlenmesine esas olan belgelere uygun olmamasından dolayı ortaya çıkan prim kaybı, gecikme cezası, gecikme zammı ve idari para cezalarından işverenlerle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulur” deniyor. 

    Aynı zamanda bu kanun Yeminli Mali Müşavirlere de beyanname gönderme imkânı veriyor. 3568 sayılı meslek yasamıza göre “Yeminli mali müşavirler muhasebe ile ilgili defter tutamazlar, muhasebe bürosu açamazlar ve muhasebe bürolarına ortak olamazlar” deniyorken bu kanun Yeminli Mali Müşavirlerin fiilen bu işleri de yaptıklarını kabul ediyor. Ve buna göre de onlara da sözleşme yapma hakkı ve yetkisi veriyor. Oysa “Genel kabul görmüş muhasebe prensipleri ve ilgili mevzuat hükümleri gereğince, defterlerini tutmak, bilanço, kar-zarar tablosu ve beyannameleri ile diğer belgelerini düzenlemek ve benzeri işleri yapmak” serbest muhasebeci ve serbest muhasebeci mali müşavirlerin görev ve yetkileri arasındadır. Bu sözleşme görev alanımıza fiilen ve hukuken bir saldırıyı da yasallaştırmak anlamını taşımaktadır.

    Ayrıca ve çok önemli bir konu da işverenin her türlü borcuna halef olmamız kabul edilebilir bir şey değildir. İşveren işçisi ile her türlü anlaşmasını yapmakta ve bize ücret bilgisi vermekte ve bizler de buna göre ücret bordrosu hazırlamaktayız. Tabi ücret bordrosuna girmesi gereken birçok konu kurumsal olmayan işverenlerce göz ardı edilmektedir. Özellikle fazla çalışma ücretleri, izin hakları, hafta tatili ve bayramlarda çalışma gibi konular meslektaşımızın ıttılaı dışında kalmakta ve konu ancak yargıya ve/veya idareye intikalinde bize intikal etmektedir. Bu gibi konularda ortaya çıkacak prim alacağı ve buna bağlı gecikme zammı ve gecikme faizi ve idari para cezalarından meslektaşın sorumlu tutulması işin tabiatına aykırıdır. Çok cüzi muhasebe ve müşavirlik ücreti ile bunların karşılanması düşünülemez bile. Kaldı ki bizim ilişkimiz daha önce de belirttiğimiz gibi bir kefalet sözleşmesi değil vekâlet sözleşmesidir. Vekilin yaptığı iş ve işlemler aynı asılın yaptığı işler gibidir ve vekâlet verene bağlar.

    Ayrıca bu kanun çıkmadan bile biz meslektaşlara sorumluluk atfeden denetmen ve müfettişler bundan sonra kanuni bir dayanağı bulmuşken hiç de boş geçmezler. Bir meslektaşım önceki yazım üzerine yolladığı bir mailde “işverenin eşini ve kızını talimatı üzerine işyerinde çalışıyor gösterdim. Yapılan incelemede müfettiş beni de bu işlemden sorumlu tuttu. Bana da ceza yazdı” diye serzenişte bulundu. Meslektaşım “yanlış anlama benim eşim ve kızım değil işverenin eşi ve kızı” diye de olayı te’kid etti.

    Artık bu yönetmelik taslağında işi ciddiye alalım. Doktorlar “önlemek tedavi etmekten kolaydır” derler. Bizler de kanun uygulamaya geçmeden görüş bildirmekten çekinmeyelim. Hakkımızı ve hukukumuzu biz korumazsak kimse korumaz.

     

     

    Bu yazı 1191 defa okundu.