ENFLASYON MUHASEBESİNİN SESSİZ YÜKÜNÜ KİM TAŞIDI?

Spread the love

Enflasyon Muhasebesinin Sessiz Yükünü Kim Taşıdı?

Türkiye ekonomisi son yıllarda yüksek enflasyonun sert baskısıyla mücadele ediyor. Böylesi dönemlerde en çok ihtiyaç duyulan şey; doğru mühendislik, güçlü kurum refleksi ve sağlıklı yönetişimdir. Enflasyon muhasebesi de tam bu nedenle devreye alındı. Amaç basitti: Şirketlerin mali tablolarını enflasyonun tahribatından arındırmak, kâğıt üzerindeki kâr yanılsamasını kırmak ve işletmelerin gerçek finansal fotoğrafını ortaya koymak.

Ne var ki Türkiye’de mesele sadece teknik bir muhasebe uygulaması olarak kalmadı. Sistem, enflasyon muhasebesi sonuçlarını vergi matrahına bağlayan bir yapıya dönüştürüldü. Bu tercih, enflasyonun ürettiği “sanal kâr” üzerinden gerçek vergi alınması sonucunu doğurdu. Yani şirket kâğıt üzerinde kazandı sayıldı, gerçek hayatta ise vergi yükümlülüğü altına sokuldu. Bu yalnızca reel sektörü zorlamadı; aynı zamanda devletin maliye yönetimi açısından ciddi bir sınav haline geldi. Çünkü işin doğasında şu gerçek var:

Enflasyon muhasebesi, gerçeği görünür kılmak için vardır.

Vergi sistemi ise kamu gelirini yönetmek için.

Amaçları farklı iki sistemi zorla aynı noktaya kilitlemek, teknik olduğu kadar yönetişim açısından da ciddi bir hatadır. Eğer bir ülkede vergi politikası, ekonomik gerçeklikten kopar ve yalnızca kısa vadeli bütçe ihtiyacına göre şekillenirse, orada işletme sermayesi zayıflar, yatırım cesareti törpülenir, ekonomi dayanıklılığını kaybeder.

Bu tablonun bir de pek konuşulmayan yüzü var. Enflasyon muhasebesi sürecinin en görünmez ve en ağır yük taşıyıcısı mali müşavirler oldu. Uygulamanın tüm teknik riski, iş yükü, stres baskısı ve toplumsal beklenti bu meslek grubunun üzerine yıkıldı. Türkiye’de mali müşavirler yıllardır yalnızca defter tutan meslek mensupları değil; fiilen kamu maliyesinin sahadaki en büyük paydaşıdır. Devlet vergi toplar, ama sistemi onlar işletir. Devlet mevzuatı yazar, ama o mevzuata can veren yine onlardır.

İşte bu nedenle en büyük eksiklik şu oldu:

Böylesine kritik bir düzenlemede mali müşavirler karar sürecinin başında, sistem tasarımının merkezinde olmalıydı. Sahadan gelen bilgi, uygulamanın gerçekliği, geçişin zorlukları ve reel sektörün nabzı bu meslek grubunun elindeydi. Eğer süreç onların kurumsal katkısıyla tasarlansaydı, bugün yaşanan birçok sorun yaşanmadan aşılabilirdi.

Bu yapılmadı.

Sonuç olarak yalnızca bir meslek grubuna haksızlık yapılmadı; devletin kurumsal kapasitesi adına büyük bir fırsat da heba edildi.

Bugün geldiğimiz noktada artık şu tespiti kayda geçirmek gerekiyor:
Enflasyon muhasebesinin vergiye bağlanması bir “teknik tercih” değil, yanlış bir yönetişim kararıdır. Bu karar reel sektörü zayıflattı, devlet–mükellef güven hattını yıprattı ve maliye bürokrasisinin stratejik reflekslerini tartışmaya açtı.

Türkiye güçlü bir ülke. Kurumsal hafızası derin, ekonomik mücadele gücü yüksek. Ancak bu gücün doğru kullanılabilmesi için kısa vadeli tahsilat refleksinden uzun vadeli akıl merkezli mali mimariye geçmek zorundayız. Enflasyon muhasebesi yalnızca bir teknik düzenleme meselesi değil; Türkiye’nin nasıl bir mali devlet olmak istediğinin aynasıdır.

Ve bu aynaya baktığımızda şunu açıkça görmek gerekiyor:

Doğru politika, doğru kurum ve doğru paydaşlıkla mümkündür.

Devlet ile reel sektör arasındaki en güçlü köprü olan mali müşavirler bu sistemin kenarında değil, merkezinde olmalıdır.

Gerçek güç, yalnızca para toplayan devlette değil; akıllı yöneten devlettedir. Ve bu dönüşüm, gecikmiş değil, gecikirse bedeli ağırlaşacak bir zorunluluktur.

İSMMMD (MESLEKTE BİRLİK) BAŞKANI

MUSTAFA ÇAYA

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*